hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2009 Çarşamba

BİR AŞK HİKAYESİ

Olay İngiltere’de geçiyor: Yaşlı bir bey sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.Adamcağız karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim. Geç kalmak istemiyorum, demiş. Karınızın siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde demiş hemşire. Adam üzgün bir ifade ile ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor demiş. Hemşireler hayretle madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz demişler. Adam buruk bir sesle
"ama ben onun kim olduğunu biliyorum"

3 Ocak 2009 Cumartesi

Gerçek Dostluk...

Bir tanesi çok kurnaz, atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdir,,, bigün kurnaz olan arkadaş diğer arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister, samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir.
Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve ondan vazgeçmesini ister, arkadaşı çok şaşırır ne diyeceğini bilemez fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, ve nişanlısından vazgeçer.
Zaman içinde saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının işyerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister, ama arkadaşı ona işvermez bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner yinede ardaşına kızamaz,
birgün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır fakir oluduğu için ilaç alamadığını söyler yaşlı adam, bizimki adama caıza acır istediği ilaçları alır evine götürüp dinlendirir, oturup sohbet ederler.
Bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar, yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını bizim safa bırakmıştır.
Bizim safda birazda sevidiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun işyerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir bigün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar yaşlı kadın aç olduğunu kendisine yemek vermesini ister, bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur.
kimsesi olmadığını ögrendiği kadına kendisininde yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşayalım sen evin işlerini ve yemeklerini yaparsın der.
Yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder bu teklifi, bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler.
Bizim saf böyle bir kızı nasıl bulacağını kendisinin tanıdığı olmadığını söyler yaşlı kadınsa ona uygun bir kız tanıdığını ve isterse kendisiyle görüşterebileceğini söyler ve görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir, düğün davetiyeleri basılır.
Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır, birazda geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşınada davetiye gönderir,
düğün günü gelir çatar!...
Saf adam düğün salonunda birşeyler söyleme isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya...
Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı, bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim, evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek ondan vazgeçmemi istedi içim kan ağlayarak nişanlımdanda vazgeçtim... Çünkü biz gerçek dostuk onun üzülmesini istemedim ve işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gidip çalışmak için iş istedim ama o bana iş vermedi çok üzüldüm.
Yinede arkadaşıma kızmıyorum çünkü biz gerçek dostuk...
Bu ko nuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz ve mikrofonu eline alır oda konuşmaya... benimde bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı işlerim bozulduğunda kendisinden para istedim bütün parasını bana verdi, sonra ondan nişanlısını istedim üzülerek nişanlısındanda vazgeçti ama nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layik olmamasıydı kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından ancak bu şekilde kurtardım.
İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi en iyi arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım o yüzden iş vermedim, günün birinde karşılaştığı yaşlı adamsa benim babamdı babam ölmek üzereydi onu aımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım, evine gelen dilenci kadınsa annemdi ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için ben gönderdim ve şuanda evlenmekte olduğu kişide benim kızz kardeşimm onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.
Değerli Misafirler işte biz böyle dostuz...

19 Aralık 2008 Cuma

SEN DE Mİ BENİ UNUTTUN BEY?

Çok beğendiğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biraz düşünmek ve kim olduğumuzun farkına varmak için, belki çok geç olmadan çevremizdeki insanlara olan tutumlarımızı değiştirmemiz gerektiğini anlarız.

-Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
Duymuyorum ne söy lediğini
Ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık
Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
İki ara bir derede ne yapsın ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz.
Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
Nasıl ağırıma gitti nasıl
Artık akide şekeri de getirmiyor.
Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
Çocuklar iğreniyormuş benden.
Yok, vallahi yalan be. Hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
Olsun,
koynumdaki resminden haberi bile yok!
Yine de beddua edemem bey,
Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldi,
Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
Duymadım, duymadım, lakin hissettim.
Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
Ha, sen ne diyorsun bey?
Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
Seni dinler.
Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
Akide şekeri de istemem.
Masal da anlatmam artık çocuklara
Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
Yaşayamam nefes bile alamam
Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
Bastonun hala duvarda asılı.
İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hâsılı.
Hey gidi günler hey
Hani diyorum bir çağırsan
Yoksa… Yoksa sendemi unuttun beni bey
Sendemi unuttun beni bey?-


Birgün yaşlanacağımızı unutmayalım. Ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Sahildeki Ev



Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, ?bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur? diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... ?Senin için ölürüm? derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama?Hayır, ben senin için ölürüm? diye yanıt verirdi hep...Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, ?Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....? Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, ?Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma? Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde ?satılık? levhası asılı olan. ?Ne dersin, bu evi alalım mı?? dedi adama. ?Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...? ?Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?? diye yanıt verdi adam. ?Amerika?daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....?Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika?ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: ?Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...?Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, ?Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat? diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, ?Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım? diye sözünü kesti arkadaşı. ?O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....? ?Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları? diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, ?son bir kez kucaklamak isterim seni? diyecek oldu ama kadın, ?defol? dedi nefretle...İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika?ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. ?Sen, buraya ne yüzle geliyorsun? diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. ?Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.? dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: ?Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika?daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika?ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...? Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, ?Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem? diyordu... Sırayla okudu; ?Seni çok sevdim?, ?Seni sevmekten hiç vazgeçmedim?, ?Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.? ?Fakat benim için ölmeni istemedim? ?Şimdi bana söz vermeni istiyorum.? ?Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı??son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....?

28 Kasım 2008 Cuma

Sevmek için paylaşmak gerekmiyor!


Bir gün delikanlının biri, yeni geldiği köyü gezerken önüne bahçesi güllerle
donanmış bir konak çıkmış; hele o bahçede öyle bir gül varmışki delikanlının aklını başından almış. Güzeller güzeli bir kız bir an gözgöze gelmişler ikisinin kalbide yerinden çıkacak gibiymiş. Delikanlının ağzından pervasızca şu sözler dökülmüş; "ben hergün buraya geleceğim güller içinde bir gül görmeye, ey gül yüzlü yar şu andan itibaren şunu bilki ölsem bile tabutumun yönü buradan geçecek" O günden sonra .. delikanlı hergün aynı saatte gelir kızla sadece bir süre bakışıp gidermiş.
Sevgileri o kadar büyük o kadar edepliymiş ki o bakışma bile her ikisine yetiyormuş, bir gün
kız aynı saatte delikanlıyı görmek için bahçeye çıkmış içine adını koyamadığı bir
acı düşmüş, delikanlının geleceği yöne acıyla bakmış birde ne görsün; kollarında bir
tabutla geçen bir cemaat! Kız çılgına dönmüş cevabını duymaya korkan bir tavırla
bahçıvana sesi titreyerek "kim öldü biliyormusun" demiş, bahçıvan "evet sabah namazın camiye giderken duydum genç biriymiş hiç sebepsiz kalbi durmuş, yalan dünya" işte diye söylenmiş. Bahçıvan tam o saatlerdede aksi tesadüf bizim delikanlıda kıza gelirken bir avcının kurşununa denk gelir ve yaralanır. Tabii güzel kız, ölenin o olduğunu sandığı için, günden güne solar, tıpkı; bir gül gibi uzun bir zaman geçer delikanlı iyleşir ve heyacanla kıza gider. Birde ne görsün; bahçedeki bütün güller solmuştur, bir hüzün havası hisseder, içine bir acı düşer, konağın önünde oynayan iki çocuğa cevabını duymaktan korkarak; "burda bir genç kız vardı nerde o biliyormusunuz?" Çocuklardan biri;
"ha o kızmı öldü verem olmuş dediler. Daha dün öldü." Delikanlının dünyası
yıkılmıştır... Aradan uzun yıllar geçer, küçük çocuk heyecanla babasına koşar "baba baba dedem güldü güldü sonunda, güldü" der. Babası çocuğuyla beraber hızla yaşlı ihtiyarın yanına gider; yaşlı ihtiyar sandalyesinde oturmuş, gerçekten o güne kadar gülmeyen yüzünü bir tebessüm almıştır. Elinde bir gül öyle bir tebassüm ki sevgiliye kavuşmanın verdiği mutluluğu taşıyor. Elinde bir gül, sım sıkı tutmuş, ama başı öne düşmüş, gözleri kapanmıştır...

Sevmek için paylaşmak gerekmiyor. Çıkarsız, beklentisiz, sizi siz olduğunuz için sevebilene ne mutlu!
 

derince © 2008 . Design By: SkinCorner