psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2009 Perşembe

NO SMOKİNGN

Bu gün 17 yıllık bir dostumda, ayrılışımın 4. günü, bu dostumun adı sigara, 17 yıllık bu kötü arkadaşımı mutlu, üzgün, sinirli aklınıza gelecek her ruh halinde sadece ilk onu seçiyordum. Açıkçası şimdi büyük bir boşlukta hissediyorum kendimi. Bazen çok büyük sinir harbi yaşadığım anlar oluşuyor. Dile kolay tam 17 yıl Ama çok çok kısa bir süre olmasına rağmen her geçirdiğim günün sonunda. Kendim için çok büyük bir iyilik yaptığımın farkına varıyorum.
İş yerindeki mesai arkadaşlarımla böyle bir girişimde bulunalım mı diye konuşurken açıkçası pekte başarılı olacağımı düşünmüyordum. Önceki birçok deneyimimde tekil olarak başarısız olmuştum. Şunu anladım ki, her konuda olduğu gibi çoğunluğun çabası etkili oluyor.
Biraz kilo almaktan korksam bile sanırım bu sefer arkadaşlarımın da etkisi ve desteğiyle başaracağım. Bu arada sen sigarayı bırakamazsın diyip benle bahis oynayanlar şimdiden yenildiklerini kabul etsinler… Ha bana sen sigarayı bırak sana söz ne istersen alacağım… Diyen sevenlerime’’de duyurulur! Sigarayı bıraktım Darısı içenlerin başına…

27 Aralık 2008 Cumartesi

Davetiye

Neden? hep böyle oluyor! ben ne zaman büyüyecem!..ne zaman insanların ikiyüzlülükleriyle yaşadığım sürece karşılaşıp bunu artık normal bir şey yada bunu hayatın bir parçası olarak kabul edeceğim. Edemiyorum işte. ben hep böyle çocuk kalayım. Yada ne biliym saf deniliyorsa, öyle kalayım iki yüzlü, riyakar, çıkarcı olmaktansa, zaman zaman kahrolsamda, insanların bu davranışlarına bir anlam veremesemde ben böyle kalacağım. Sözüm ona akıllı, kurnaz geçinen insanlar, varsın benim gibileri onların tabiriyle saf salak bilsinler ama bunlar bilmezlerki. yüzlerine gülüp arkalarından konuştukları insanların aslında tam aksine onlarının kişiliklerini çok iyi çözüp bu zavallıları (Mevlana )hoşgörüsüyle insanlığa davet etmeye çalışmasıdır.

Bir çok şeyin farkında olmalarına rağmen, belki verilen samimi gülüşten mahçup olurlarda, insan taraflarını artık kullanmaya başlarlar, iyliği yaşam felsefesi olarak bilen insanlar, iyiliklerini seçmece yapmazlar. Yapacakları bir iyilikte biz iyi takınalımda hatta birazda yalakalık koyalım işin içine de bize maddi çıkar,veya prestij olarak yerimimizi bu belirler diye seçili kişilere değil.
Olması gerektiği gibi insanı, insan olduğu için sevilmesi gerektiğini, çıkar gözetmeksizin benimsemeli insanı.

Anlamıyorum yüce yaradan hepimize bir dert bir sorun vermiştirki kendi sorunlarımıza alternatifler aramayla meşgul olup başkalarıyla uğraşmayalım. Bu kendini bişey sanan sözüm ona akkılı ama özünde kuş beyinli insanlar dedikodu, kıskançlık, ve yüze gülüp arkasındanda konuşanlar!..

Aslında o insanı çekememezliğin den onu her hareketiyle yaralamayı istediklerini o kadar çok belli ederlerki,bilmezlerki kazdıkları kuyuya bir gün kendilerinin düşeceklerini, insanlık farklı bir erdemdir. Antipati ile değil. Empati ile yaşayın.Bunu deneseniz dünyayı daha güzel görüp acınası durumdan kurtulursunuz. Şöyle bir çevrenize bakın. kalp gözüyle ama!..
Tabi kalbiniz kararmamışsa eğer.
Haa bide şöyle tipler vardır. İyi görünmeye çalışan konuşurken kültür abidesi gibi! ''her konuda mangalda kül bırakmayan tipler''ama sadece konuşan, Bunların gerçek yüzünü tanımak çok zor değildir.Bunların çok kısıtlı kendileri gibi aslında bir baltaya sap olmamış eş ve dostları vardır. Onların hayata ve dünyaya bakış açılarıda normal değildir.
Buda ( bana arkadaşını anlat sana kim olduğunu söyliyim. ) Sözünü hatırlatan insanlardır. Konuşmayın! ''icraat gösterin'' Siz gibiler için bir hikayem var. Buyrun...

HADİ SEN DE GÜLÜMSE

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.
Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep olduve yakın geçmişte
kendisine yardım eden bir dostuna teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden dolayı o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantadaki
garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.


Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.


İki gündür fakir adamın boğazından aşşağı lokma geçmemişti. Karnını bir güzel doyurduktan sonra, ıslık çala çala bir apartman bodrumundaki tek odalı evinin yolunu tuttu.
Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşturdu.
Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sarmıştı. Büyük bir yangın çıkmıştı.
Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra
bütün apartman halkı...
Apartmanın üçüncü katında oturan ve sabahki hüzünlü adama gülümseyen küçük kızın anne ve babası da köpeğin havlamasına uyanmış ve bir yangın çıktığını kısa zamanda anlamışlardı. Hemen küçük kızın odasına koşarak,, onu kucaklayıp kendilerini apartmanın dışına attılar...

21 Kasım 2008 Cuma

Alo Terapi İstiyorum Yoksa Harakiri(!)

Japonya da depresif insanlar, cep telefonları aracılığıyla ücretsiz psikoterapi yardımıalabilecekmiş (Hani bize yok mu). Servisin yaratıcısı Profesör Yutaka Ohno,ihtiyacı olduğu anda insanlara yardımcı olacak olan projenin, deprosyana karşıbir şekilde günlük depresyon önleyici bir tedbir olduğunu belirtiyor. Ceptelefonu kullanıcısı; uyku düzeninden tutunda, beslenme biçimi, o günkü ruhhalini iyileştirme, konusunda da terapi verilecekmiş.

Düşünebiliyor musunuz? Sabah yatağanızdan kalkıyorsunuz; uykunuzdan önce bıraktığınız tüm sorunlarla yeniden buluşuyorsunuz, üstüne de yenileriyle karşılaşıyorsunuz. Hele biz kadınlar için, her yeni gün, yeni sorunlar oluyor. Anneyseniz, eşseniz, çalışan bir anneyseniz, hem bunlarla başa çıkmaya çalışıp, hem de bir sürü dert denilen safsatalarla uğraşıyorsunuz. İşte bunlardan bazıları; sırf caka atmak için, cep telefonlarımızının görüntüsüne dünya para harcarız ( iki arkadaş bir araya geldiğinde, benim telefonum seninkini döver). Genelde, bu parayı harcamayı gözden çıkardığımız cep telefonu denen aleti ise, şu durumlarda kullanıyoruz; ” Serçe parmağıma kramp girdi Ayten, en sevdiğim elbiseme çamaşırsuyu döküldü, Sercan, sevgilim beni terk etti, artık yaşamayamam” vıdı vıdılarıyla sadece kafa şişiriyoruz…. Ben tüm bunlardan Yutaka Ohno, size sığınıyorum. Ne olur telefonumu sabah ilk siz çaldırın.

Aslında bizim millet olarak böyle bir terapiye ihtiyacımız var. Kendi yaşantımızda bile, mesai arkadaşlarımla her gün yaşadığımız kötü ruh halimizi, ertesi gün başka bir mesai arkadaşımıza devrediyoruz. Aslında dert yok! İşin özünde dertçikler çok. Tamam maddi sıkıntı önemli, çoğumuzun serzenişi bundan, ama biz millet olarak lüks yaşamaktan, giyim kuşamdan, gezmekten de geri kalmayız, yakınmaktan da, kafa şişirmekten de geri kalmayız.

Dertçikleri dert saymaktan mı ne? Hoş görümüz çoktan yok olmuş. “Of içimde bir sıkıntı var nedendir bilmem?” Yağmur yağmaz şikâyet ederiz, yağar, “aman ne boğucu ve kasvetli bir hava” der, sıkıntımızı günün rengine yükleriz. “Hava yağmurlu, kapalıya ondan” deriz. Ayaklarımız var çiftlerce ayakkabı alırız, mağazaların önünden geçerken, gözümüze son kestirdiğimiz ayyakabıyı alamadığımızı dert sayar, gelir arkadaşımızın kafasını şişiririz. Oysa; hiç ayakkabı giyemeyen bedensel özürlü insanları düşünmez, güzel yurdumun güzel insanları! “Dünya boş” diyoruz, dünya dolu aslında, görebilene. Sadece biz boş yaşıyoruz. Şundan emin oldum ki;Türkiye’de birey başına bir terapist gerekiyor, ama ileride eğer böyle bir şey zorunlu olursa en azından şirket çalışanlarına terapi zorunluluğu olmalı ki, umarım olur ilk terapiyi ben isteyeceğim. Bu dertçikleri kafasına takanları taktığım için, pardon cep telefonum çaldı umarım Yutaka Onho dur.
 

derince © 2008 . Design By: SkinCorner