iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2009 Pazar

İnsan Nelere Alışıyor Sevgili




İnsan Nelere Alışıyor Sevgili!
Anlatmak istiyorum. İçimdekileri seninle paylaşmak, kalbimden geçenleri tek tek açıklamak, benim ne halde olduğumu sana anlatmak istiyorum. Yoksunluğundan geriye kalanları, sen de bilmelisin.
İnsan Nelere Alışıyor Sevgili!
İnsan ne çabuk alışıyor değil mi? Güzel olana çok hızlı, kötü şartlara biraz daha zamanla ama yine de alışıyor. Alışkanlık! İşin püf noktası bu! Ailesi tarafından çok sevilen, el üstünde tutulan bir çocuk, büyüyüp hayata atıldığında, orada da sevileceğini zannediyor. Alışmışlık! Şansı yaver giderse, gerçekten onu kalbine alan biriyle karşılaşabiliyor. Bu sefer o düzene alışıyor.
Ben senin, beni sevme biçimine alışmıştım. Yoksunluğum burada başladı. Gittiğinde, beni kollarına alıp, başımı okşayacak; geceleri uykumda bile bana sarılarak güvende olduğumu hissettirecek bir aşkın bittiğini fark ettim, her yanı buz kesti. Ne yapacağını bilemiyor ki insan?
Neden varken kıymetini bilemeyiz zenginliğimizin? Zenginlik dediğim de elbette para değildir sadece, dostluk, aşk, aile, başını sokacak bir ev, bir meslek, bazen bir tabak yemek bile varlıktır aslında. Geçenlerde canım balık yemek istedi. Cebimde de hiç para yoktu. Seninle mutfakta balık pişirdiğimiz günler geldi aklıma. Ben hiç dokunamam, bilirsin. Hep sana düşerdi balığı pişirmek işi, ben de salata yapardım. Kızartırken söylenirdin, bir kadın nasıl balık pişirmeyi bilmez diye ama aslında hoşuna giderdi o mutfakta olmak. Bunları yazarken, yüzümde kocaman bir gülümseme olduğunu fark ettim.
Birbirimizi çok sevmiştik. Şimdi ayrı kalmış olmamız, onca güzel anıyı yok saydırmıyor bana. Ayrılık! Ne hüzünlü bir kelime değil mi sevgilim? İnsanda yarım kalmış, bitmemiş bir işin telaşı duygusunu yaratıyor. Oysa şairin dediği gibi, ayrılık da sevdaya dahil!
Bazen öyle şeyler oluyor ki, hemen seni arayıp paylaşmak istiyorum. Birlikteyken konuştuğumuz bir konu, bazen basit bir dedikodu, bir an bir olay oluyor, bunu sadece sen ve ben anlayabiliriz. Kime anlatsam enteresan gelmeyecek biliyorum. İşte o anlarda elim telefona uzanıyor, sonra hatırlıyorum, artık biz diye birileri yok ki!
Eşyalarını topladığında, evde giydiğin o eski, sarı tişörtü burada unutmuşsun. Kirlilerin arasından çıktı. Düşünüyorum, şimdi ben bu tişörtü ne yapayım? Kaldırıp atamam, üstünde yaşanmışlığımız var. Sana vermek istesem, o kadar gereksiz bir konu ki, seni aramak için bahane yarattığımı düşüneceksin. Sarı tişörtün olmadan da yaşıyorsundur muhtemelen. Evde dursun, bir misafir gelirse yatıya, veririm diye geçirdim içimden ama kimseye giydiremem onu. Sevdaya ihanet gibi gelir. Anlayacağın, her sabah dolabı açtığımda, elim o sarı tişörte gidiyor. Üstümü giyinmeden, bir kere elime alıp yatağa oturuyorum ve soruyorum: Ben seni ne yapayım tişört?
Anlayacağın sevgili, alışkanlıklar zorluyor ayrılıkları, yoksa nedir ki ayrılık dediğin? Bir yoksunluk, bir yoksulluk zamanı! Canının çektiği ama yiyemediğin bir yemek, hayalini kurup gidemediğin bir tatil, kazanamadığın bir piyango bileti, işte bunun gibi bir his ayrılık.

3 Haziran 2009 Çarşamba

GİİİTT




Sen vurdun yine aklıma
Yine düştüm dipsiz kuyulara al bu sevdanı çek git artık canımdan cananımdan
Kime sitem edeyim.
Yine boğluyorum yine karardı dünyam yine avuçlarında yüreğim sık sıkabildiğin kadar
Yine düğümlendi gözyaşlarım boğazımda yine gittim uçsuz bucaksız sahralara


Bir ışık bir ışık
Sana değil inan sensizliğe ihtiyacım var
Yaşamak istiyorum...

Artık yeşili oksijeni hissetmek istiyorum artık Dünyanın nimetlerini yaşamak istiyorum BEN artık sendeğil BEN
Olmak istiyorum
Artık sensizliği Yaşamak istiyorum
Ahh bu geceler ne acımasız
Açıyor örtüğüm Yüreğimdeki tüm kalın perdeleri
Benim sana değil sensizliğe ihtiyacım var.
Yüreğimdeki kanayan yaranın dinmeye ihtiyacı var
Giiitt bir bulut ol bir rüzgar bir hayal ol
Bir rüya ol ama gitmek için ol
Uynadığımda bir gecelik kabus ol sadece
Bırak artık şu yüreğimi avuçlarından bırakki
Sıkmayan avuçlara verebileyim
Bırak artık...










25 Nisan 2009 Cumartesi

SENİ SEVİYORUM

SENİ SEVİYORUM!
Sadece kimolduğun değil,sen olduğun İcin ve seninle
beraberken kim olduğumu, benligimi anladigim icin.

SENİ SEVİYORUM !
Sadece kendine yaptiklarin icin degil,
bana kattigin güzellikler icin.

SENİ SEVİYORUM !
İcimdeki cocugu, sakli kalmis ben'i yeryüzüne
cikardigin ve sana ihtiyacim oldugu her an tüm
duyarlılığınla yani basimda olduğun icin.

SENİ SEVİYORUM !
Elini kalbimin üzerinde hissettigim zaman,
üzüntülerimi alip, onlarin yerine simdiye kadar
hic kimsenin basaramadigi o sicakligi, o ictenlik
ışığını ini bana duyurmayi basardigin icin.

SENİ SEVİYORUM !
Hayatimi kutsal bir sevgi tapinagina cevirdigin
ve her günümü yasam senligine, unutulmayan
Şiirlere dönüstürdügün icin.

SENİ SEVİYORUM !
çünkü, sen, simdiye kadar hic basaramadigim seyleri,
kendimle dost ve barisik olmayi ve hic bir zaman
tadamadigim kadar mutlu olmami sagliyorsun.
ve bütün bunlari yalnizca sözlerinle, dokunusunla
yada isaretle degil, kendin olmakla yapiyorsun

ALINTI

16 Nisan 2009 Perşembe

Yaşanmışlık ve yaşanmamışlık adına

Nedendir bilmiyorum? Bu şarkıyı dinlerken ben otursam bile başım beni alır uzaklara götürür. Muhayilimde kalan bir kaç resimlik çocukluğuma, elimden kayıp giden yaşanmamış gençliğime. Şimdi mi? Bir bardak şarapla geçmişe, belkide yaşarsam gelecekte de bu güne ağlayacağım. Neden bu tezatlar zincirinde yaşıyoruz ki? Ruhumdaki tutarsızlık mı? Yoksa bu şarkının beynimde oluşturduğu geçmişe yolculuk mu bilmiyorum, ama Söyleyen güzel söylüyor söylenen güzel söyleniyor. Fazla söze gerek yok dinleyelim.

14 Nisan 2009 Salı

Yolun Yarısı

Yaşamın bu kadar hayatın bu kadar kısa vede anlamsız olduğunu Cahit Sıtkı Tarancın'nın "Yaş Otuzbeş" şiiri gibi özetleyen, yüzümüze bir tokat gibi inen bu gerçeği malesef ki bu yaşlarda anlıyoruz.. Ne için Kavgamız? Ne için Sevdamız? Evet yaşamın hepsi topu topu bu işte. Arkanıza dönüp baktığımızda hiç bitmeyecek sandığımız koca bir ömrü, o an avucumuzda tutup bakmak... Elimizde tıpkı bir kaç ''deniz kabuğu'' gibi belli belirsiz görünen yaşanmışlıklardan başka ne varkı?
Bir 35 daha yaşasak ne farkeder ki? Belki avucumuzda ki birkaç deniz kabuğunun daha sayısı artıcaktır. Daha çok ahh demek için! Bunca uzun zannettiğimiz aslında kısacık bir tiyatro sahnesinde ya çok kötü oynayıp, yuh yiyeceğiz ya da bir alkış fırtınası koparıp gülümseyerek hayata "ben seni yaşanması gibi yaşadım" diyip gözleri açık gitmeyeceğiz.

Seçim bizim... Hayat bakıldığı gibi görülüp yaşanır. Biz bundan kendimize ne çıkarırsak alkışımızıda kendimiz belirleriz...
Cennettin en güzel pencerelerinden bakmanız dileklerimle :)

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla tasında.

Cahit Sıtkı Tarancı

30 Mart 2009 Pazartesi

Son Söz

Ey sevgili sanadır bu sözüm:
Senin kapına geldim günahımla- sevabımla koşulsuz sever misin?
Yaradanımın koşulsuzca tüm günahlarını büyük rahmetiyle bağışladığı gibi seni çok sevdiğimden, ama sana kızdığımdan affedilmesi imkânsız günahımı affeder misin? Off ben ne yaptım ey sevgili? Sana vurmak isterken sana değil, kendime zarar vermişim. İçimi söküp atasım geldi. Elimden gelse bir güvercin kafası kolaylığıyla kafamı söküp atasım geldi. Aynaya her baktığımda kendime yuuh diyesim geldi dedimde dedimde ey sevgili .
Ne yaptım? dedim neden?dedim.
Dedim de dedim ey sevgili!
Aynaya uzun bakamıyorum. Baksamda gözlerime dokunamıyorum
Yüzüm yokki ey sevgili!
Ben sana değil kurşunu yüreğimin ta derinliklerine sıkmışım istesemde acısını unutamam ki.
Ey sevgili!
Neden? dedim niye? dedim olmasaydı! Dedimde dedim ey sevgili
Biliyor musun bir kitapta okumuştum. Yaratan hata dehlizine girmiş kötülük yapmış,ama iyi dediği kulunu affedermiş.
Büyük rahmetiyle yaratan Affederse sende et be ey sevgili!
Ha dilerim ki Yaradan’da beni iyi kulundan bilsin. Ama biliyormusun ey sevgili,
Yaratan gördü halimi, bildi halimi, neler çektiğimi gördü senin uğruna.

Öyleki seni hiç görmeyen gözlerim belli belirsiz bir resim hayalinde kaldığını bildi
Sen nerde olursan ol. Ben nerde olursam olayım gözlerim hayalimde kalan belirsiz resminde kaldı. Öyleki uzaktan göz yaşlarına dokundum.
İnan bana acıların en büyüğü seni görmeden seni sevmek inan bana acıların en büyüğü sensizlikten delirmek öyleki hayatına ne cezalara büründürmek
Neden? dedim neden? Ey sevgili
Biliyor musun ki bu sana bir oyundu ama bana bir ölüm geldiğini?
Biliyor musun ki sen unuttun ama benim hiç uyumadığımı biliyor musun?
Hep göründün bir kere nazarboncuğu uzattın bana sonra kandırdım diyip kaçtın.
Off ey sevgili ey sevgili dedimde dedim.

Bana hakkını helal et dedin. Sırf derdin helallikse
Ettim be ey sevgili!
Ben acının en derinliklerindeyken iliklerime kadar an be an hissederken sana acı çektirir miyim Ey sevgili...
Çok kızmıştım sana öyleki öfke buhranları yaşadım.
Ama sonra düşündüm sevmek koşulsuzdur. Ben seni sen istediğin için değil, ben isteğim için sevmişim, bunda senin suçun yokki! Ey sevgili
Hem sevmek neydi? İlla karşılığını buluncamı sevgi olacaktı
Leylalar, mecnunlar, keremler, aslılar, şirinler, Ferhatlar kavuşamamanın acısıyla düşmedilermi dillere
Hoş ben Leyla, oldum. Aslı, oldum. Şirin oldum. amma
Tek başıma oldum olsun be eysevgili!
Ben senin toyluğunu sevdim. Ben senin tutarsızlığınıda sevdim. Ben senin korkunuda sevdim, hatta senin alayını bile sevdim.
Ben seni kendim için sevdim. O zaman tüm bu dertlere eyvallah etmek lazım değil mi?
Ey sevgili!
Ben düşündüm taşındım bunları kendime dedim. Dedimde dedim. Ey sevgili
Yoksa seni sende bırakmazdım. Yoksa beklediğin helalliği veremezdimki
Ama biliyormusun? Ey sevgili sayende acıda mutlu olmayı öğrendim çünkü senin acını bile taşımak görev oldu. Varsın yaşayım. Ben
bu dertle senden ya o bile bana mutlulktur.Ey sevgili

Bir gün gideceğim. Bu aşkla, bu gamla, bu kederle gideceğim uykusuz gecelerimin hasretiyle gideceğim sana sevdamdan işlediğim günahın acısıyla gideceğim.
Biliyorum bekliyorsun son sözü tamam işte bir daha söylüyorum
Hakkım sana helal olsun. EY SEVGİLİ!
Sende helal et. Olur mu? Bu son vedayla

7 Mart 2009 Cumartesi

Kendi İçime Sığmayan Ben


‘’Sabah altı geceden bastı kasvet sağa, dön sola dön olmayacak kalk artık! Derin
Nasıl olsa uyuyamayacaksın. ‘’Kendimi balkona attım karşımda muhteşem ihtişamıyla Büyükçekmece denizi…
Gece benim gibi dalgalanmaktan yorgun düşmüş. Bütün sükûnetiyle göz alabildiğince uzanmış. Baharda kendini hissettirmeye başladı ‘’ ılık bir meltem var. Kuş cıvıltılarından başka hiç bir ses yok.
Mis gibi bir hava, içime çektim. Ohh şükür bu güzellikleri görmemi sağlayan yaratıcıya şükür…
Ama bir şey var içimde adını koyamadığım bir şey görüyorum,hissediyorum, yaşıyorum bütün güzellikleri, göz alabildiğince önümde. Ama eksik bir şeyler var!...
Off Derin hadi giyin işe gitme zamanı! ‘’binadan çıkar çıkmaz havanın güzelliği bana adımlarımı küçültmemi söyledi yavaşla tadımı çıkar der gibiydi! reflekslerim uyum sağladı içimden gelen sese, off saate baktım keşke yatakta sağa sola geçirdiğim zamanı kalkıp yürüseymişim kaçırılırımı? bu atmosfer…
Bu gün hep yalnız yaşamak istedim elimden gelse kendimi bir toz bulutu yapıcağım kimse varlığımın farkına varmasın ben, deniz ve bu huzur dolu hava ne olurduki?
Minibüse bindim görünmez olmanın isteğiyle çantamdan kitabımı çıkarıp gömüldüm kitaba
Ne yaparsam yapayım odaklanamıyorum okuduğum kitaba’’ yanımda oturan adamın varlığı beni rahatsız ediyor arada kitabıma dikkatini verdiği hissettiğim an müthiş bir rahatsızlık duyuyorum.
‘’ Sorun adamcağızda değil aslında minibüsteki insanlarda’da değil bu gün ben sorunluyum. Narsislik belki ama... Bu gün beynimin kimseyi görmeye tahammülü yok.
Sonunda bitti.
Minibüsten bir an önce inmek için iş yerime neredeyse üç kilometre kala kendimi dışarı attım. Pervasızca yürüdüm. Mümkün olsa ayaklarımın beni götürebildiği, taşıyabildiği yere kadar yürüyeceğim. Bekçi dayım karşıladı günaydın diyerek zoraki bir cevaptan sonra içimden Allahım başka bir şey sormasa bana
Nasılsın? Kızım iyiyim Dayı.
Söylesem aslında! bilmiyorum ki Dayı ya iyi ve kötü denilen bir denklemin boşluğunda sıkışmış gibiyim. Nasıl olduğumu bende bilmiyorum ki? Ama şimdiye kadar kime nasılsın? Denildiğinde O andaki ruh halini anlatabilmiştiki herkesin söylediği gibi sırf soruya cevap olsun diye iyi dedim. ‘’İşte sahtekar bir cevap Allahım bitsin bu işkence diye düşünürken bekçi dayım bu gün erkencisin diyip hemen arkasından sana bir çay getiriyim. Artık acizliğimi saklayamadım yok dayım sağ ol diyip merdivenleri dört çıktığımı hatırlıyorum. oh bunuda atlattık.
‘’Belki kabalık yaptım ama bu gün kusuruma bakma be Dayım.
Cumartesi olması sebebiyle iş yoğunluğumda yok. Hoş olsada bende iş yok. Bu gün
Düşünüyorumda herkes çalışırken, ben bu gün kendimi iyi hissetmiyorum, hatta berbatım, hatta boğuluyorum, hatta burada nefes alamıyorum. Bu gün çalışmak istemiyorum desem fiziki görüntümde bir hasar görünmediği için dünyamda fırtınalar kopuyor kendi içime sığamıyorum. Kim bunun önemini bilirdi? Otur oturduğun yerde Derin
gözlerim saate.. buradan ne zaman çıkacağım? Bir ayağım sürekli dışarıda nefes alamadığımı hissediyorum. Aslında arkadaşlarımda bunun farkında, çünkü bu gün ben ben değilim hergün tüm odaları dolaşıp espiriler patlatan hatta bazen işi daha ileriye götürüp radyodan gelen müziğin hareketliliğine karşı koyamayıp
Elime mendili alıp arkadaşlarımıda baştan çıkarıp oynatan, tüm olumsuzluklara rağmen hayatı tiye almayan bir kandırışçı görüntüm yoktu. Bastırılmış duyguların artık dışa vuruşumuydu bu?
Böyle zamanlarda en çok kızdığım şey karşındakinin anlayışsızlığı aslında böyle zamanlarda kimin seni ne kadar çok tanıdığında anlayabiliyorsun tanıyan ve anlamaya çalışan bir arkadaşım anlatmak istediğin paylaşmak istediğin bir şey varsa dinlerim dedi bana,
Ben daha ağzımı açmadan!’’ tamam seni sana bırakmalı’’ bu gün ama ihtiyacın olduğu an karşı odadadayım eve gitsek bile telefonun diğer ucundayım diyip güzelliğini göstermişti.
Birde hala senin bütün sessizliğine kabuğuna çekilmiş görüntüne rağmen sırf zorunda olduğun için bir iki kelime konuşmak ama bu zamanlarda bile iç sesin, ses tonuna aksetmiş olmasına rağmen. Hala senin kafanda dır dır konuşan bir türden daha insan vardır o muhabbeti en az yüz kere dinlemişsindir. Daha önceleride çok bunaltmıştır ama nezaketen bir daha bir daha dişini sıkıp onu dinlemişsindir.
Sus. Ne olur! bu gün olsun sus. Bu gün olsun anla beni,
Birde sözüm ona aslında neredeyse her şeyini bilen aslında seni en iyi anlamasını beklediğin dost dediğin insan vardır. Oda kaçışını suç görür kendince anlamlar yüklemeye çalışır bu davranışına kendi kendine kaba bir tabir ama tribe girip çekip gider. Bari sen yapma bunu canım ya
‘’Birde aslında varlığıyla yokluğu pekte fark etmeyen, ama kendini gereksiz hareketleriyle dikkati üstüne çekmeye çalışan, kendini önemli göstermeye , yani kraldan çok kralcılık oynayan, normal zamanlarda pekte önemsemediğim hatta çevremdekiler eleştirince! ‘’alaylı bir ifadeyle bırakın kendini böyle mutlu hissetmeye çalışıyor’’ diyip takmadığım bir insanı, bu gün takar oldum. Ve bu gün gereksizliği benim için nedense dayanılmazdı
Yok hayır bu gün kararını vermen lazım dedim. Kendime
Sanırım kararımı verdim. Kendime sorduğum sorunun hemen ardından, hiç düşünmeden işten ayrılacağım. Hepsi bu.
Büyük çabam mesai saatini bitirmeden sonuçlandı biraz olsun erken çıktım
Otobüs durağına doğru gidiyorum aslında koşuyorum nereye gittiğimi bilmeden bir acelecilik var üstümde bir süre sonra cezaevi mahkûmları gibi durakta volta attığımın farkına vardım.
Bu halimle birilerinin dikkatini bile çekmiştim. Utandım sonra ne yapıyorsun! kendine gel dedim. Otobüs gelmişti sonunda!... Yine dolu hani vardır ya bir söz( tereyağından kıl çeker gibi) kimsenin beni fark etmemesi umuduyla, önüme çıkan ilk boş koltuğa oturdum. Bir süre sonra… Yine farkında olmadan alt dudağımın üst dudağımın üstüne geçirip alnıma doğru düşen saçlarımı üflediğimi fark ettim tabi bu tam karşıma oturmuş ve delici bakışlarıyla beni kendime getiren adam sayesinde oldu eminimki içinden bunun aklından zoru var diye düşünmüştür.
Oohh buda bitti otobüsten indim muhteşem deniz yine göz alabildiğince önümdeydi
Ama benim eve çıkmam lazım şekerlerim beni bekliyorlar. Anlatamazdım ki onlara bu gün kendimi… Anlayamazlardı ki! ağır gelirdi onlara bu halim üzülürlerdi,
bütün gün yolumu gözleyen şekerlerime bunu nasıl yapabilirdimki bu onlar için hayal kırıklığı olacaktı
Ahh Derin ahh
Şimdimi TV de Yusuf Hayaloğlu anılıyor. Kıraçın hoşça kal şarkısıyla güle güle güzel insan, güle güle

Ama soyadındaki hayal kelimesi işte şimdi gerçek oldu rahmetle yusuf hayloğlu sevdayla, şiirle
Hoşça kalın, dostla kalın

27 Şubat 2009 Cuma

Kuzucuğum'dan Bana Son Hatıra


Sen hep yüreğimde olacaksın. Kuzucuğum ve seninde dediğin gibi beni hep gördüğünü bilerek yaşıyacağım. Yoksa ne buğday sarısı güneşten nede kartanelerinden bir mana çıkaramamki.



aşkımaaaaaaaa

seni seviyorum demek
hiç bir zaman bu kadar güzel olmamıştı
sevip sevilmemişti bu yürek
yüreğinde bana ve sevgime yer var mı?
yer varmı aşka umuda?
O zaman yukarıya bak
ben oradayım her zaman yanındayım
gündüz güneşimle gece ayımla
kimsenin kucaklayamadığı kadar
kucakladım seni
bazen bir umut olmalıyım yüreğinde
güzel yarınlarda gerçekleşmeyi bekleyen
sonra bir hayal düşlerimde
seni başka alemlere götüren
karanlık düşüncelerdeki
son yaprak olayım ben
hiç solmayan bir yaprak
seni yaşamalıyım duygularda
seni hissetmeliyim her nefes alışımda
yğmur olup yağmalıyım
her damla benim sana olan sevgimdir
ıslanmalısın sevgi yağmurlarında
aydınlığın olmalıyım sonra
kar a kartenesine ne dersin
buğday sarısı güneşimle
bembeyaz saf aşklar yaşamak için
sen benim vazgeçemediğin
gökyüzün olmamlıyım
ne sen beni unutmalısın
ne de sensiz evreni kucaklamalıyım
seni seviyorum demek
hiç bir zaman bu kadar güzel olmammıştı
hiç bir zaman böylesine
sevip sevilmemişti bu yürek
şimdi ben o güzeli seninle yaşıyorum
VE SENİ ÇOK SEVİYORUMMMM

23 Şubat 2009 Pazartesi

Affet Beni


Affet beni yüreğim...
Açtırdım kapılarını seni sevmeyene, derinlerdeki güzelliklerigörmeyene... Sevgisizliklerine hapsettim seni...

Affet beni gözlerim...
Sana bakmayan gözlerin esiri etti. Gülerken saçtığın ışığını zindanaçevirdim...

Affet beni dizlerim...
Gelmez yârin yolunda beklettim. Ayakta durmaya dermansız ettim.

Affet beni sözlerim...
Her acı sözü yutup; hep tatlı sözler söylettim. Zehir sözlere sevgi sözlerimiziyan ettim...

Affet beni kollarım..
Seni sarmayan kollara her daim açık beklettim.Gelmeyince zalim yâr, sevdalara seni açmamaya yeminler ettim...

Affet beni gülüşlerim...
Yalancı gülmelere kanıp gönülden gülmelerimlekarşılık verdirdim. Yüreğimi ağlattılar sen yinede gülmeye devam ettin...

Affet beni ellerim...
Uzanmaz elleri tutmanı, hiç bırakmamanı senden bekledim. Bomboş kalınca üşüdün soğukluğun yüreğime işlettin...

Affet beni Yarabbim...
Verdiğin bu canın hakkını veremedim...
Yüreğimi bir kulun yaralamasına, gözlerimi ağlatmasına, kollarımı bağlatmasınaizin verdim...


Affet beni yarabbim
O'nu çok sevdim....Doğru zamanlarda yanlış insanlara, yanlış zamanlarda doğru insanlara mahkumoldu bu yürek...Belki doğruyu görmeye yetmedi gözlerim. Belki de yanlışı silmeye yüreğim...Affet Beni Yüreğim.

Dilimin Ucunda Gidişinin Hüzünlü Türküsü




Dilimin ucunda gidişinin hüzünlü türküsü, gözlerimdeyse bitmeyen, bitiremediğim, bitiremediğin aşkın yarım kalmış öyküsü...Derin bir çizikle kanayan çocuk yanım, bir yerlerde buz gibi donmuş kadın yanım ve geleceğe dair düşlerle geçmişin kaosunda boğulan kaderci bir yaşlı kadın...Hepsini harmanladım gidişinde, yüreğimi eze eze... Veda etmedin bana...Biliyorum terketmiyordun sadece kendini alıp gidiyordun! Kendini; bir beden ve bir ruhu koyup bir gemiye açılıyordun engin denizlere...Sen sadece kendini götürdüğünü zannederken aşkımın sınırlarından, benim aşkımı, aşka olan inancımı, dünümü ve yarınımı da yüklenmiştin omuzlarına...Nasıl çırpındım anlatabilmek için sana. Ama kelimelerin yetersiz kaldığı, bildik herşeyin anlamsızlık çarkında kaybolduğu bir hava boşluğundaydık...Gözünün yaşını görmedim izin vermedin buna...Ama ağlayan, hıçkıran, “seni seviyorum” diye defalarca haykıran adamın çığlığı silinmedi kulaklarımdan...Kaçışın boştu gülen gözlü adam...İnsan herkesten hatta herşeyden kaçabilir.Ama kendinden? Kaçamadın kendinden tıpkı kaçamadığım gibi kendimden... Hatırladıkça güleyim mi ağlayayayım mı bilemediğim mesajlarımı çerçeveleyip, hafızamın en ayaydınlık odalarına astım. Neler yazmıştım sana...Öfkemi kusmuştum bütün birikmişliğimle...Kudurmuştu öc alma duygum tüm deliliğimle...İstiyordum ki çektiğim acının tadı senin de dudaklarına bulaşsın...Haykırışlarım senin sesinde yankılanıp kulaklarımda dolaşsın...Benim bütün deliliğime inat bir olgunluk yapışmıştı sanki yakana...Kırmadım, kıramadım seni...Boyun eğmişliğin sessiz nidalarıyla süslüydü kelimelerin. Sen kaderin önüne katıp götürdüğü bir adamdın...Razıydın, biliyordun...Oysa ben çocuktum o veda gününde...Elinden en sevdiği, yerine başka hiçbir şeyi koyamadığı, kokusu ciğerlerine dolmayınca uyuyamadığı oyuncağı alınmış küçük bir kız çocuğuydum...Ninniler söyleyip uyutabileceğim bebeğim yoktu – ki o bebek belki aslındı hiç olmamıştı! -, gecenin kara kabuslarında avunabileceğim yumuşak bir temas eksilmişti yatağımdan – ki belki ellerim hiç dokunmamıştı böyle bir tene-...Ben yalnızlığın, en koyu en dipsiz yalnızlığın korkusuyla saldırırken silah yapıp kelimelerimi sana, sen, sen yürekli adam, sadece aşkını kalkan yaptın bu deli kadına... Ilık sular süzülürken bedenimden gözümden süzülenlerle daha çok ıslandı tenim...Sendin gözlerimden akan...İçim katılmıştı ağlamaktan...Yitirmenin ve yitirilmenin ne olduğunu öğrenmiştim eş zamanlı...Suyun beni o her zaman rahatlatan dost sesi, teskin edici teması da yetmedi gecemin karanlığına bir ayışığı katmaya...Gitmiştin, kendini alıp yanına... Güneşin altın tepsi silueti çok kez düştü denizin mavi dalgalarına gidişinden sonra...Yakamozlar kucakladı sahil boyunda denize değen ayaklarımı defalarca...Azalır mı diye bekledim yüreğimde gidişinin sızısı...Katmerlendi aşkım günden güne...Mayalandı sensizlik, sensiz gecelerde...Aşkının haykıran çığlıkları hiç eksilmedi hayatımdan...Bedeninin olmadığı günlerde kelimelerin yetişti beni ümide döndürmeye...”İçimdesin” diyen bir adamın sesi yankılandı hep başka seslerin içinde...Biliyorum aşkım içindeyim çünkü beni de götürdün yanında...Sensiz hudutlarda yaşayan bir kadın tanıyorum ama içi senle dopdolu...Ve bir adam tanıyorum kadının olmadığı bir mekana teslim olan...Ama yalnız değil adam. Kadını da götürdü yüreğinde...Aşkın adı, aşkın tadı hiç eksilmedi uzayan kısalan ama hep varolan günlerin ve gecelerin akıp giden ritminde...Tek bir ruh ikiye bölündü iki ayrı bedende...Sen ve ben...İçiçe, çözülmemecesine... Seni Seviyorum, Senin beni sevdiğin gibi hem de...

20 Şubat 2009 Cuma

Elveda Kuzucuğum

Avatarına bir resim koymuştu kuzucuğum. Arkası dönük kafasında kapşonu esrarlı bir akşam portresinde. Belli belirsiz görünüyor.Elleri cebinde gidiyor arkasına bakmadan. Şu an dinlediğim şarkı sözündeki cümleyi anımsatırcasına "(konuşacak bir tek dostum kalmadı"diyip gidiyor.
Elleri cebinde kuzucuğumun, nasıl sevinirdin sana kuzucuğum dediğimde? Bana hep gideceğini söylerdin. Bense umursamaz bir tavırla hadi be ordan derdim. Bilmiyordumki kuzum sözünü tutacağını! "seni çoooooookkk seviyorum" derken "çok" kelimesini özellikle uzattığının kıymetini sen gidince anladım kuzucum neden? Şimdi anladımki yine keşke "hiç keşkeler" olmasaydı sözü önemini koruyor. Ahh keşke... Bir sürü bir sürü şiir yazıp gönderirdin bana, bir tanesini mail atmıştın çok beğendiğimi söyleyince yok oldu oda seninle ne oldu bilmiyorum.
Kuzucuğum ne vardıki bu kadar delikanlı olupta sözünü tutacak biz ne delikanlılar gördükte sözünü tutamayan ne olurduki sende bu seferlik sözünü tutmasaydın.
İlgilenmediğim zaman hemen anlar kızar giderdin benden ama birkaç güne kalmaz yine dayanamaz gelirdin, sonra sanki üzen senmişin gibi özür dilerdin benden. Daha 19 yaşındaydın ama öyle yaşamış öyle doluydunki çoğu zaman şaşırtırdın beni. Olgun beyninle bu dünya sana çokmu boş geldi alın dedin sizin olsun çirkinlikleri yaşamaya devam edin dedin ellerin cebinde başın önünde çektin gittin. Hani beni çok seviyordun olmadıki!
Bu kötü şakayı sana yakıştıramadım. İlk karşılaştığımız an geldi aklıma şirinliklerinle hemen ilgimi çekmştin sonra konuştukça aslında ne kadar yaralı bir kuzu olduğunu farketmiştim.
"Annem beni doğarken ölmüş" diyip kendini suçlardın. Sana bu konuda saçmaladığını inandıramıyordum. "Babam başkasıyla evlendi şimdi o mutlu bir karısı bir çocuğu var başka bir hayatta yaşıyor" demiştin. Sevmiyorum der sonra böyle düşünme dediğimde banada kızar giderdin. Bazen başımı dizine koyayımmı derdin. Ben kaçardım çünkü biliyordum bana ihtiyacın olduğunda yanında olamıyacağımı tıpkı son gidişindede yanında olamadığım gibi, sana bende bir acı çektirmekten korkuyordum. Giderken beni sevenlerine emanet etmişsin. emanetin bu kadar değerli değilki be kuzum
" Beni nasıl mahçup ettin bir bilsen!.. Yüreğimi nasıl acıttığını bir bilsen
Yaralıydın, sevgiye ihtiyacın vardı ve bunu bende doldurmaya çalıştın kuzucum bense sana yeteri kadar önem gösteremedim .
Eğer bişeyleri değiştirecekse biliyorum günahsız gittin. Çünkü sen bir melektin o yüzden beni duyuyorsundur senden özür diliyorum.
Keşke bende şu an gittiğin yerde ne yaptığını görüyor olsaydım ama eminimki anneciğin hasretle sarılmıştır sana Kaan'ım hoş geldin demiştir. Sende hasret olduğun kokusunu doya doya içine çekmişsindir
Bana onun hakkında okuduğun şiiri onada oku emi kuzucum!
Anne hasretin bitti kuzucum.
Seni hiç unutmayacağım o kadar temizdinki benim duama bile ihtiyacın yoktur, ama ben hep duacın olacağım bir kerede ben yazıyım Bedirhan Gökçenin okuduğu annem şiirini senin yüreğinle Allah izin verirse bir gün uğrayacağım sana söz. Senin bana duyduğun sevgin için. Rahmetle sevgiyle kal kuzucuğum...
ANNE

Merhaba anne,
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali, "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, sol elimde
soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu.
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde:
Şuram acıyor işte, şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de hep acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Ben de ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi?
Düştüm, dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün ben de saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"Kızım, iş" dedi.
Ben de bana ne dedim, ağladım.
"Kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz,
benimkiler gri gibi.
Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşır
katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uffff, babam, her gün
peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye,
börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını
bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor?
İzin verme anne,
Ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor bi de
bunun için ağlıyorum anne.
Bak, kavanoz yanımda,
toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne?
Her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp
başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum
anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan
bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama
bana ne kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi,
nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım
acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sen de ama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince
Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim anne, çooook.
Bedirhan Gökçe

19 Şubat 2009 Perşembe

Sevgi nedir?

El ele tutuşup çocuklar gibi çocukluğunu mu yaşamak, yoksa beraber yağmurda mı ıslanmak, sabah beraber uyandığında o uyurken onu seyretmek mi? Hiçbirşeye ihtiyaç duymaksızın ; ekmeği onun bakışlarında, suyu onun dokunuşunda mı yaşamak? Sadece o olmalı dosta ne gerek varki? Dostsa o, yarsa o, öyle bir sevgi olmalıki onun baktığını sevmeli, sadece onunla o an olsun diye sonraki hayatını boş vermeli sadece onunla o anı yaşamalı. Gerkirse kurşunlarıda göze almalı! O senin başının belası olmalı, onun uğruna çektiğin her acıyı baş üstünde taşımalı. Gözlerine bakınca Allahı görmeli erimeli. Bakışlarında cenetti görmeli, rahmeti ,şefkati görmeli. Kim nederse desin sadece gelmiş o, gelecek o olmalı.

Sevgi ah sevgi, var mı acaba bu kadar değerli olduğunu bilen bir sevgili, var mı sevgiyi sırf kendi sevdiği için yaşayan biri?

Sevgi, bir çocuğun göz yaşıdır, dokursun ıslak ıslak. Sevgidir insanı var edende, yok edende. Seviyorsan, güneşin doğuşudur dünyanı ısatan, ayın ışıltısıdır karanlığını aydınlatan.

Sevmeyi biliyorsa insan, insan olabilir ancak!

Tüm sevgiler sizinle birlikte olsun!

9 Ocak 2009 Cuma

Yaşanmamışlıklarda Yaşayan Bir Ben...

Bu gün bir anlaşmazlık var ruhumda.. Ne istediğini kendide bilmiyor. Çok şey değil belki eski bir dostla bir fincan kahve, belki belki yaşanmamış sevdaya özlenen duyguyla yaşanmak istenen sadece kısa bir an 1 yıla bedel bir an, belki deli gibi tek başına yürüyüp şimdiye kadar yaşanmışlıklardan çıkarılmak istenen anlam, ama sonuçta kendi içine sığmayan bir ben. İnsan her zaman kendine yaslanamaz; bazen kulak verdiği iç sesi bazen gözyaşı, bazende sevinç kahkahası olarak dışarıya yansır, ama değişmeyen daima içsesimizin sahibi olan çocuğun yalnızlığıdır. O çocuk kendine yaslana yaslana hayata tutunmaya çalışır, ama bu tutunma ve kendine yaslanış, sürekli olduğunda yorgunluğa dönüşür.

Yalnızlığımızın ve mutsuzluğumuzun sebebi olarak başkalarını işaret etmeye çalışsakta, aslında başkalarına bizi mutsuz etme hakkını veren biz olduğumuzu kendimize itiraf etmekten çekiniriz. Daha önce mutluluğumuza neden olan kişilerin, sonradan mutsuzluğumuzun mimarı haline dönüşmesine izin veren bizleriz.
Aslında yapmaya çalıştığımız geçmişte yaşadığımız mutlu anları görmemezlikten gelip, hayatımızın mutsuzluk girdabında kaybolduğunu, kabullendirmekten başka bir şey değildir ve yeni mutluluklar arayışlarımızda bundandır oysaki; geçmişte bizi mutlu eden anları hafızamızdan silmek yerine mutsuz anlarımızı silmeyi becerebilseydik hayatımızın geri kalan kısmında bizi mutsuz edecek her şeyi de görmemezlikten gelebilirdik.

Yaşanmamışlıklardan bir an demiştim ya; belkide o an hayatımızın bir fısatı olarak, hatta yürürken omuzumuza dokunarak, gökten yağmur olup yüreğimize akarak gözümüzün önünden geçip gitmiştir, ama biz o fırsat kaçtıktan sonra, farkına varabilmişizdir. şu anda yaşadığımız anda yeni bir fırsat, belki yeni bir mutluluk pırıltıları omuzumuza dokunup yol almak üzeredir ve yaşanmamışlıkları bizlere yaşatmaya hazırlanıyordur.

Omuzunuza dokunan pırıltıları görmeniz dileğiyle...

24 Aralık 2008 Çarşamba

Parlayan Yıldızlarım

Bazen kendini çok derin bir kuyuda hissedersin.Öyle yalnız, öyle amaçsız hissedersinki.Öncenin çok, ama sonranın hiç önemi yoktur(dün gitti yarın gelmeyecek) süzününde çokta anlamı olmuyor. Bu uzun ve siyah anlarda... Şükürsüzlük mü? bu bilmiyorum... Yoksa öncenin unutulamaması pişmanlıklarmı? Off ne büyük pişmanlıklar! Öyle ki kendine hesaplar sorarsın, bu ben değildim dersin kendine. Sana anlatılan en komik fıkralarda bile, içindeki ses sen sus gülme der...Çünkü suçlusun! Bir çocuğun elinden bebeği zorla alınmış gibi istemeden gülmeye son verirsin. Dostlarınla sohbetin en derin en güzel yerine girip sen konuşma der. Sen hep içindeki sesi dinler başını öne eğersin. Öncenin ahh öncenin içinde yaşanmamış yaşanasıca sevdalar vardır.

Başlamadan biten sevdalar, ah yüreğim ağır geliyor tüm bunlar sana. Neden? Neden hep beyaz bir gelinlik giydirdiler.Sonra çıkar gelinliği yakışmıyor sana dediler.Yakışmıştı halbuki bana bakmasını bilmemişlerdi, ben bakmıştım aynaya, sağıma, soluma kulağımda hüzünlü bir melodi çalıp durmasına rağmen yakışmıştı. Ben gözlerimden kaçarken aynadan, onlar beni çağırıyordu bizimle yüzleş diye... Dayanamadım daha fazla baktım.Gözlerim hüzün dolu gülemiyorum gelinliğimi çıkarmadan kaçmak istiyorum ordan,çıkardılar gelinliğimi siyah bir elbise giydirdiler sonra şimdi bak dediler. Baktım yine baktım sağıma, soluma sonra yine gözlerimle yüzleştim.Evet bu siyah elbise cuk diye oturdu üstüne, eteklerime acılar asılmıştı.Yaşanmamış sevdam, hüzünlerim asılmıştı.Evet bu tam sana göre çok yakıştı. Ondandanmıdır nedir bilmem siyaha sevdam başkadır.Siyah elbisem, sevdiğim anlar geceler, çünkü siyah. Önce şimdimde şimdim de öncede yaşıyor...Siyah elbisem ve eteklerime asılalanlar bırakmıyor. Ne yapıcam ben sizinle, arkamda iki parlak ışık var yalnız, sadece içimin sıcaklığını onlara borçluyum. Sanırım bana tek güç veren parlak ışıklarım... Siz gitmeyin benden ne olur, hep yanın böyle ışıl ışıl öncemin tek kazancı sizssiniz bana. Sonranın benim için hiç bir önemi yok.İki ışığım dışında yok olup gitmek isterim bazen, bir buhar gibi siyah karanlıklarda yada uyuyup hiç uyanmamak ama ışıklarım sızar yine karanlığıma, gözlerimi kamaştırırlar. Ben siyah elbisem,günahlarım,hatalarım, acılarım yaşanmamış sevdalarım ve bana sen uyuma diyen iki parlak ışığım, sen uyursan biz söneriz diyen iki parlak ışığım...

19 Aralık 2008 Cuma

SEN DE Mİ BENİ UNUTTUN BEY?

Çok beğendiğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biraz düşünmek ve kim olduğumuzun farkına varmak için, belki çok geç olmadan çevremizdeki insanlara olan tutumlarımızı değiştirmemiz gerektiğini anlarız.

-Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
Duymuyorum ne söy lediğini
Ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık
Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
İki ara bir derede ne yapsın ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz.
Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
Nasıl ağırıma gitti nasıl
Artık akide şekeri de getirmiyor.
Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
Çocuklar iğreniyormuş benden.
Yok, vallahi yalan be. Hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
Olsun,
koynumdaki resminden haberi bile yok!
Yine de beddua edemem bey,
Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldi,
Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
Duymadım, duymadım, lakin hissettim.
Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
Ha, sen ne diyorsun bey?
Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
Seni dinler.
Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
Akide şekeri de istemem.
Masal da anlatmam artık çocuklara
Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
Yaşayamam nefes bile alamam
Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
Bastonun hala duvarda asılı.
İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hâsılı.
Hey gidi günler hey
Hani diyorum bir çağırsan
Yoksa… Yoksa sendemi unuttun beni bey
Sendemi unuttun beni bey?-


Birgün yaşlanacağımızı unutmayalım. Ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Tıkanıp Kaldığında Hayat..


Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, Dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak..... Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli! Her gecen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her aksam ayni can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; Küçük şeylerle başlamalı belki;
Örneğin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, Yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli! Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli! Su adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine... Günesin doğuşunu seyretmeli; Arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını... Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada borada; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın! Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, Hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların; Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların... Ne, herkesi düşünmekten kendini; ne, kendini düşünmekten herkesi unutmalı! Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın;
Hep vermek ya da hep almak için... Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Akli ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere... Hafızası olmalı insanin; Hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkini verebilsin sevdiklerinin; Zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için... Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; ssla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

Bozuk Simit Paraları İle Cenneti Satın Almak



Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsizlanıyordu. Defter ve kitaplarini çantalarina koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çikmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.öğretmeni, onun bu halini fark etti:- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?- Ahmet arkadaşımız var ya..- Evet, ne olmuş Ahmet'e?- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasina pek iyi şeyler koymuyor. - Eee?- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu.Nurhan öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadariyla ailesinin durumu pek iyideğildi. Bu çalıskan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.Nurhan öğretmen:- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadariyla sizin de maddi durumunuz pek iyi değil. Yanlış mı biliyorum?- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyoyor, para kazanıyorum.- Nerede çalışıyorsun?- Simit satiyorum.Nurhan öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçeklesmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.Nurhan öğretmen, Ali'ye döndü:- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.- Çok zengin bir işadamı..- Niçin?- İnsanlara daha çok yardım etmek için,- Güzel, dedi Nurhan öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumupekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı?- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.- Neden olmaz?- Üç sebepten dolayı olmaz.Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beniinsanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalısanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.İkincisi: 'Ağaç yaş iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı ögrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.Nurhan öğretmen, karşısında bu biri varmis gibi dinliyordu:- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadim, dedi.- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için,ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit paraı kadardır. Eğer zengin olmadan olürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?Nurhan öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı.Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarinını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını. Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı, Ağladı. Ağladı.Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş adimlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cenneti satin almak,Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak' diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen,bekçinin şaşkın bakışları altinda akşamın alaca karanlığına karışı vermişti Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyideğilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısına bırakın.Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.Maddi ihtiyaci olan bir akrabanıza yardım edin.Yeter ki boş durmayın!Ekmeği paylaşmak ekmeği yemekten daha lezzetlidir. ANONİM

21 Kasım 2008 Cuma

Baba mısın Sapık mısın?


Bu gün bir kez daha insan olduğumdan nefret ettim. sabah işime geldim güzel bir gün umuduyla herkesin yaptığı gibi şu haberlere bi göz atayım dedim. Hay atmaz olaysaydım; adamın biri ne adamı ya hayvanın biri, öz kızına 9 yl boyunca tecavüz etmiş.
kızcağız şimdi 16 yaşında, yani 7 yaşındayken bu tacizler başlamış. 3 tanede kürtaj yaptırılmış. Sözüm ona anne olacak kadın bunu biliyor ve göz yummuş buna yıllarca ( korkuyormuuuşş)!! Bak sen yahu! Ben kızıma bunu yapan adamı uykuda gebertir gider aslanlar gibi 20 senede verilse paşa paşa yatarım be ! şimdi o kızcağız çocuk esirgeme yurduna verilmiş.

Haberde okuduğum kadarıyla sara hastalığına yakalanmış. işte burada da sistem bozukluğu devreye giriyor. Evet çocuk esirgeme yurduna veriliyor baba tutuklanıyor, yani adalet sağlanıyor herkesin vijdanı rahatlıyor. Ya o küçük kızın hayatı sizce düzeliyormu bundan sonra ?

Cem Karaca’nın şarkısında söylediği gibi( ben feleğin tekerine çomak sokarım).
 

derince © 2008 . Design By: SkinCorner